Miray’ın Ailesi: Köklerimiz, Kendi Hikayemizi Bulmamıza Nasıl Yardımcı Olur?

Ben Ayşen Miray Böcekci, 1988 yılında Uşak’ta doğdum.

Baba tarafımın, daha doğrusu babaannemin Bulgaristan doğumlu olduğunu biliyorum. Nüfus kayıtlarında doğum yeri Bulgaristan olarak geçiyor. Türkiye’ye geldiklerinde Niğde’ye yerleşmişler. Daha sonra Uşaklı bir askerin kardeşini kaçırdığı ve onların da bu kişinin peşinden Uşak’a geldikleri anlatılır.

Fakat babaannem bu konuları bize hiç anlatmadı. Onun Bulgaristan’da Burgaz, Ömerli ya da Ayvalı köylerinden biriyle bağlantılı olduğunu akrabalardan duyduğumu hatırlıyorum. Hangisi doğru, bunu bugün hâlâ bilmiyorum. Baba tarafımın geçmişi benim için biraz sisli, biraz sessiz ve çözülmemiş bir hikâye olarak kaldı.

Anne tarafım ise bir çocuğun hayalinde bambaşka dünyalar açacak kadar dram dolu, ama bir o kadar da renkli ve güzel…

Anne tarafımın kökleri Yunanistan’ın Grebene bölgesindeki Nisiniku köyüne uzanıyor. Annemin babaannesi on iki yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelmiş. Annemin anneannesi ise dokuz yaşındaymış. 

Dedemle anneannem teyze çocuklarıydı. Türkiye’ye geldiklerinde yerli halkla evlilik konusunda ailelerin çekinceleri olmuş. O dönemin şartlarını ve yaşanan sorunları bugün tam olarak bilemesek de, bunun aile içinde yıllarca iz bıraktığını biliyorum.

Ben kendi aklımın başıma geldiği yıllarda, evimizin içinde başka bir dil konuşulduğunu fark ettim.

Bizi Türkiye’ye getiren Gülcemal vapurundan söz edilirdi. Ölenlerin denize atıldığı, İzmir’deki karantina adasına varıldığı anlatılırdı. Ardından İzmir, Aydın ve Aydın’ın ilçeleri… Sonra Uşak…

Uşak’a gelişlerinin önemli sebeplerinden biri, şeker fabrikasının açılmasıyla ortaya çıkan iş imkânlarıydı. Dedem başta olmak üzere pek çok akrabamız orada çalışmış.

Aile içinde anlatılan başka bir hikâye daha vardı. Devletin onlara Alsancak’ta bir pastane açmaları için teklif götürdüğü söylenirdi. Ama bu teklif kabul edilmemiş.

Ben çalışan anne babanın çocuğuydum. Bu yüzden çocukluğumun büyük kısmı anneannemlerin yanında geçti.

Yaz aylarında gündüzleri camiye, Kur’an kursuna giderdim. Öğlenleri ise anneannemin yanına dönüp ondan Rumca kelimeler öğrenmeye çalışırdım. Bugün o kelimelerin çoğunu hatırlamıyorum. Aklımda kalanlardan biri sadece şu:

‘Zu şi ena nuro.’

Bir bardak su verir misin?

Neden özellikle bu cümlenin aklımda kaldığını bilmiyorum.

Belki de bazı kelimeler, bazı hikâyeler gibi, insanın zihninde kendilerine bir yer seçiyor ve orada kalıyor.

Annemin babaannesi Melike Babanne…

Asıl adı Meliha’ydı ama biz ona Melike derdik. Türkçesi bizim dilimize tam dönmezdi. Bana ‘Miray’ diyemez, ‘Meray’ derdi.

Çok değişik, şifacı bir kadındı.

‘Göbeğin düşmüş senin’ derdi.

Zayıf olduğum için bana bir şeyler yapar, göbeğimi yerine getirdiğine inanırdı. 

Düştüğümüzde ya da bileğimizi burktuğumuzda tarhana lapası sarardı. Onun bildiği, bizim artık unuttuğumuz türlü türlü yöntemleri vardı.

Bir de arkadaşı vardı. Adını tam olarak bilmiyorum. Biz ona Saminna derdik. Kocasının adı Sami’ydi. Anlaşılan bizim ailede kadınların isimleri, eşlerinin adının sonuna ‘-inna’ getirilerek söyleniyordu.

Saminna geldiğinde evin dili değişirdi.

O geldi mi Türkçe konuşulmazdı.

Çocukken bunun ne anlama geldiğini düşünmezdim. Sadece bazı insanların yanında evin başka bir dünyaya dönüştüğünü hissederdim.

Melike Babanne’nin eşi Zülfü Dede’yi ise hayatının sağlıklı olduğu dönemlerden çok hatırlayamıyorum. Alzheimer hastasıydı.

Bir gün elimde dondurma vardı. Dondurmayı benim yiyeceğimi düşündüğü için beni yakalamaya çalışmıştı. Sokak sokak peşimden gelmişti. Çocuk aklımla hem korkmuş hem de anlam verememiştim.

Zülfü Dede’nin babasının Balkan Savaşları’nda öldüğünü biliyoruz. Fakat buraya nasıl geldiği, kimlerle geldiği ve hayatının geri kalanının nasıl şekillendiği hâlâ tam olarak çözülebilmiş değil. Biz bilmiyoruz.

Belki ailemizin hikâyesinin en büyük kısmı da tam olarak burada başlıyor. Çünkü burada doğan ilk kuşak, yani anneannem ve dedem, bir zamanlar orada ‘Türk’, burada ise ‘gavur’ olmanın acısını yaşamış.

Dillerini saklamışlar. Bazı adetlerini unutmuşlar. Bazı kelimeleri çocuklarına öğretmemişler. Belki de bütün bunları bizi korumak için yaptılar.

Ama bir şeyi hesaba katamadılar:

Onlardan sonra gelen kuşaklar bir gün dönüp, ‘Biz kimiz?’ diye soracaktı.

Bu soru, sandığımızdan çok daha büyük bir soruymuş.

Yıllar sonra akrabalarımızla birlikte Yunanistan’daki köyümüze gittik. Nisiniku’yu gördüm.

Çocukken anlatılan yerleri kendi gözlerimle gördüm. Bana yıllarca anlatılan çeşmenin nerede olduğunu gördüm. Toprağın gerçek toprak renginin nasıl olduğunu ilk kez orada fark ettim.

Köyümüzde artık biz yaşamıyorduk. Türkiye’den, Yozgat’ın Akdağmaden ilçesinden gelen insanlar oraya yerleştirilmişti.

Bizi çok güzel karşıladılar. Belki de tarihin en güzel taraflarından biri buydu. Bizimkiler bir zamanlar o topraklardan kopup Türkiye’ye gelmişti. Yıllar sonra biz geri döndüğümüzde, onların yerine başka bir yerden gelmiş insanların çocukları bizi ağırlıyordu.

Gelirken yanımıza bir poşet toprak aldık. Türkiye’ye döndüğümüzde o toprağı ölülerimizin mezarlarına serptik.

Sanki yıllar önce yarım bırakılmış bir yolculuğun küçük bir parçasını tamamlamıştık.

Bizi buraya getiren insanların çoğu artık bu hikâyeleri anlatabilecek durumda değil. Hatta onları dinleyebilecek kadar zamanımız olduğunu düşünürken, bir gün zamanın aslında ne kadar az olduğunu fark ettik.

Şimdi hâlâ kendimin kim olduğunu arıyorum.

Bazen Bulgaristan’a, bazen Yunanistan’a, bazen Niğde’ye, bazen Uşak’a uzanan bir hikâyenin içinde kendime bir yer bulmaya çalışıyorum.

Ama artık şunu biliyorum:

Kim olduğumuzu tam olarak bilmesek bile, kimlerden geldiğimizi unutmamalıyız.

Ve ben, bütün bu acıların, göçlerin, suskunlukların ve kayıpların arasında çok güzel insanların hikâyesini taşıdığımı biliyorum.

Bu yüzden, geçmişimizin patriyot kökleriyle gurur duyuyorum.

Belki de insanın köklerini bulması, sonunda tek bir yere ait olduğunu kanıtlamak değildir. 

Belki de insan, kendisinden önce yaşamış insanların bıraktığı bütün o parçaları bir araya getirip, ‘Ben buyum’ diyebildiği gün kendi hikâyesini bulur.

Ayşen Miray Böcekci

Bir Cevap Yazın

Rumeli Hafıza Çalışmaları sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin